Sekiz Ülke Ortak Hareket Etti

Türkiye, Mısır, Endonezya, Ürdün, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanları 31 Mart 2026 tarihinde ortak bir açıklama yayınlayarak İsrail'in Kudüs'teki politikalarını kınadı. Açıklamada, işgal altındaki Kudüs'te Müslümanlar ve Hristiyanlar için ibadet özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların en güçlü biçimde reddedildiği vurgulandı.

Uluslararası Hukuk Açıkça İhlal Ediliyor

Dışişleri bakanları, İsrail'in uygulamalarının uluslararası insancıl hukuk ve uluslararası hukukun yanı sıra mevcut hukuki ve tarihi statükonun açık bir ihlalini oluşturduğunu belirtti. İbadet yerlerine engelsiz erişim hakkının ihlal edildiğinin altı çizildi.

Kudüs'te Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa ve Harem-i Şerif'in bulunduğu bölge, uluslararası toplumun büyük çoğunluğu tarafından işgal altında kabul ediliyor. İsrail'in 1967'den bu yana Kudüs'ü "başkent" ilan etmesi Birleşmiş Milletler ve UNESCO kararlarıyla defalarca reddedildi.

Mescid-i Aksa Kapıları Kapatılıyor

Açıklamada İsrail'e, Mescid-i Aksa/Harem-i Şerif'in kapılarının kapatılmasına derhal son vermesi çağrısı yapıldı. Kudüs Eski Şehri'ne erişime yönelik kısıtlamaların kaldırılması ve Müslümanların ibadet yerlerine erişiminin engellenmemesi istendi. İsrail'in işgal altındaki Kudüs üzerinde hiçbir egemenliği bulunmadığı bir kez daha vurgulandı.

2000'li yıllardan bu yana İsrail'in Mescid-i Aksa'ya erişim kısıtlamaları uluslararası mahkemelerde defalarca gündeme geldi. Uzmanlar, bu politikaların bölge genelinde gerginliği artırdığını belirtiyor.

Uluslararası Topluma Çağrı

8 ülkenin Dışişleri Bakanları, uluslararası topluma İsrail'i Kudüs'teki Müslümanlara ve Hristiyanlara ait kutsal mekânlara yönelik devam eden ihlallerine son vermeye zorlayacak kararlı bir tutum benimsemesi çağrısında bulundu.

Editör Yorumu

Sekiz Arap ve Müslüman ülkesinin bu ortak açıklaması, diplomatik cephede yaşanan koordinasyonun bir göstergesi. Ancak uluslararası hukukun Kudüs konusundaki açık ihlallere rağmen İsrail üzerinde somut bir baskı mekanizmasının bulunmaması, bu tür açıklamaların gücünü sorgulatıyor. Bölge halkları için ibadet özgürlüğü konusundaki bu hassasiyet, sadece diplomatik mesajlarla değil, uygulanabilir mekanizmalarla desteklenmeli.