Orta Doğu'da 1 Aylık Savaş: ABD-İsrail Saldırıları ve İran Misillemeleri
Orta Doğu, 28 Şubat 2026'da başlayan ve 29 Mart itibarıyla bir aydan uzun süredir devam eden bir askeri çatışmaya sahne oluyor. ABD ve İsrail'in koordineli saldırıları ile İran'ın misilleme hamleleri, özellikle Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölgenin geniş bir kesimini etkisi altına almış durumda.
Sürecin arka planı
28 Şubat'ta "Aslanın Kükreyişi" ve "Destansı Gazap" operasyonları adı verilen ABD ve İsrail'in koordineli hava saldırılarıyla başlayan süreç, İran'ın hedeflerine yönelikti. İran ise bu saldırılara misilleme olarak kendi füze sistemlerini devreye soktu. Savaşın başlangıcından bu yana geçen bir aylık sürede taraflar arasındaki gerilim giderek tırmandı.
Körfez ülkeleri (Suudi Arabistan, Kuveyt, BAE, Katar, Bahreyn, Umman) bu çatışmadan doğrudan etkilenen bölgeler arasında yer alıyor. İran'daki belirsiz siyasi sürecin de etkisiyle, bölgede yüksek maliyetli ve kalıcı saldırı riski artıyor. Bu durum, hem bölgesel tansiyonu yükselten hem de ekonomik riskleri artıran temel dinamikler olarak öne çıkıyor.
29 Mart itibarıyla son durum
29 Mart Pazar günü itibarıyla saldırıların hedef noktaları ve yoğunluğu devam ediyor. İran'ın misilleme saldırıları kapsamında füzeleri, işgal altındaki Batı Şeria'nın Ramallah kenti semalarında da görüntülendi. Bu, çatışmanın coğrafi olarak ne kadar geniş bir alana yayıldığının somut göstergelerinden biri oldu.
ABD ve İsrail'in saldırılarını sürdürmesi, önümüzdeki dönemde hem bölgesel tansiyonu yükselten hem de ekonomik riskleri artıran temel dinamikler olarak öne çıkıyor. Körfez'in yüksek maliyetli, kalıcı saldırılara maruz kalma olasılığı, bölge ülkelerinin güvenlik endişelerini artırıyor.
Editör Yorumu
Orta Doğu'daki bu çatışma sadece askeri bir mücadeleden ibaret değil; aynı zamanda bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirebilecek jeopolitik bir satranç oyunu niteliği taşıyor. Körfez ülkelerinin bu çatışmada taraf olmamaya çalışmasına rağmen coğrafi konumları nedeniyle etkilenmeleri kaçınılmaz görünüyor. Sürecin uzaması, hem enerji piyasalarını hem de uluslararası diplomasiyi derinden etkileme potansiyeli taşıyor.








