Toplum olarak en büyük sorunlarımızdan biri ne biliyor musunuz?

Aynı olaya, aynı duruma, aynı davranışa… Kimin yaptığına göre farklı anlamlar yüklememiz.

İşte tam da buna “çifte standart” diyoruz.

Bugün sosyal medyada ve siyasette yaşanan tartışmalara baktığımızda, aslında meselenin bir olaydan çok daha büyük olduğunu görüyoruz. Tartışılan sadece bir ilişki değil… Tartışılan, bakış açısı.

Bir kesim için “özgürlük” olan bir durum, başka bir kesim için “ahlak dışı” olarak değerlendiriliyor. Ama roller değiştiğinde, bu kez aynı kişiler tam tersini savunabiliyor.

İşte mesele tam olarak burada başlıyor.

Kendini “çağdaş” ve “özgürlükçü” olarak tanımlayan bir kesim, bireysel ilişkiler söz konusu olduğunda sınırları oldukça geniş yorumlayabiliyor. Ancak aynı durum, farklı bir dünya görüşüne sahip insanlar tarafından yaşandığında, bu kez ağır eleştiriler, hatta linç kültürü devreye giriyor.

Diğer tarafta ise, “değerler” üzerinden siyaset yapan kesimlerin de zaman zaman benzer çelişkiler yaşadığına şahit oluyoruz.

Yani mesele aslında kişiler değil…

Mesele; ilkesizlik.

Bugün gündeme gelen bazı iddialar üzerinden yapılan tartışmalar da bunu açıkça gösteriyor. Olayın içeriğinden çok, olayın kimle ilgili olduğu konuşuluyor. Savunanlar ve eleştirenler, çoğu zaman kendi durdukları yere göre pozisyon alıyor.

Bir diğer tartışma konusu ise olaylara müdahale şekli…

“Zamanlama doğru muydu?”, “Bu bir operasyon mu?” gibi sorular, olayın kendisinin önüne geçiyor. Bu da bize şunu gösteriyor:

Artık hakikat değil, algı konuşuluyor.

Oysa olması gereken çok basit:

Kim yaparsa yapsın, doğru doğru… yanlış yanlış.

Ve şunu unutmamak gerekir ki;

Ahlak, yasalarla değil; vicdanla, değerlerle ve toplumun ortak doğrularıyla korunur.

Yasalar sadece sınır çizer. Asıl denetim ise insanın kendi içindedir.

Eğer bir toplumda insanlar sadece “ceza var mı yok mu?” diye bakarak hareket ediyorsa, orada ahlak zayıflamış demektir.

Ama insanlar “Bu doğru mu?” diye soruyorsa, işte orada güçlü bir toplum vardır.

Ahlak, kişiye göre değişmez.

İlke, ideolojiye göre eğilip bükülmez.

Eğer bugün bir davranışı savunuyor, yarın aynı davranışı eleştiriyorsak; orada bir problem vardır. Ve bu problem, toplumun en temel direklerinden biri olan güven duygusunu zedeler.

Bugün yaşadığımız ayrışmanın temelinde de tam olarak bu var:

Herkes kendi doğrusunu mutlak doğru sanıyor.

Oysa gerçek adalet, tarafsız bakabilmektir.

Gerçek duruş, kendi mahalleni de eleştirebilmektir.

Aksi halde…

Bugün savunduğumuz şey, yarın bizi mahcup edebilir.