İzmir Büyükşehir Belediyesi, kentin derinliklerinde saklı kalmış yüzyıllık kültürel mirasları gün ışığına çıkararak büyük bir kültürel etkinliğe imza attı. Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) ile 1912 yılından bu yana hizmet veren İzmir Milli Kütüphane’nin ortak çalışmasıyla hazırlanan 'Belgesel Mirasın İzinde: İzmir’in Nadir Eserleri' sergisi, ziyaretçilerini tarihin derinliklerine bir yolculuğa çıkarıyor. Sergi, dünya tarihinden Ege'nin denizcilik geçmişine, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e kadar uzanan 61 nadir eseri ilk kez bir araya getiriyor. Bu özel seçki, özellikle Düstûrnâme-i Enverî gibi eşsiz eserlerle büyük ilgi görüyor.
İzmir'de Sergilenen Eşsiz Belgeler ve Hikayeleri
“Belgesel Mirasın İzinde: İzmir’in Nadir Eserleri” sergisi, her bir eserin ardında gizlediği ayrı bir tarihi yolculuğu gözler önüne seriyor. Bu seçkide, dünya üzerinde bilinen iki nüshasından biri İzmir’de muhafaza edilen 15. yüzyıl eseri Düstûrnâme-i Enverî, yaklaşık beş asır önce Basel’de basılan Aristoteles’in Toplu Eserleri dikkat çekiyor. Ayrıca, Kâtip Çelebi’nin İzmir, Çeşme ve Foça’yı detaylıca kayıt altına aldığı Cihannümâ eseri, 1922’de Girit’ten İzmir’e kurtarılarak getirilen nadir bir Kur’an-ı Kerim nüshası ve Kurtuluş Savaşı’nın askerî harekâtlarını gösteren haritaları içeren 1927 basımı Nutuk da aynı sergide yer alıyor. Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde açılan bu özel sergi, 15 Kasım tarihine kadar ziyaretçilerini ağırlayacak.
APİKAM Müdürü Dr. Serhan Kemal Saygı, İzmir Milli Kütüphane’nin özel seçkisinin bu kapsamda ilk kez İzmirlilerle buluştuğunu vurguladı. Saygı, “İzmir Milli Kütüphane, 2 milyonu aşkın kitabı ve 4 bini aşkın el yazmasıyla sadece İzmir’in değil, Türkiye’nin en büyük kültür hazinelerinden biri konumunda. Bu eşsiz koleksiyonu kent sakinleriyle buluşturmayı hedefledik ve her iki kurumdan ekiplerle ortak bir çalışma yürüttük” ifadelerini kullandı. Dr. Saygı, serginin hayata geçirilmesindeki destekleri için İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’a, İzmir Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Ulvi Puğ’a ve sergi danışmanı Prof. Dr. Mehmet Ali Akkaya’ya teşekkürlerini iletti.
Düstûrnâme-i Enverî: Ege Tarihinin Nadir Tanığı
Serginin en dikkat çekici parçalarından biri olan Düstûrnâme-i Enverî, sadece nadir bulunmasıyla değil, Ege tarihine dair sunduğu benzersiz bilgilerle de öne çıkıyor. Dünyada sadece iki nüshası bilinen bu eserin biri Fransa Ulusal Kütüphanesi’nde, diğeri ise İzmir Milli Kütüphane’de muhafaza ediliyor. 15. yüzyılda Enverî mahlaslı bir şair tarafından kaleme alınan eser, 3 bin 750 beyitten oluşan manzum bir tarih kitabıdır.
Eserin İçeriği ve Tarihsel Önemi
- Genel dünya tarihi hakkında bilgiler sunar.
- Aydınoğulları Beyliği’nin tarihini detaylıca anlatır.
- Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminden Fatih Sultan Mehmet dönemine kadar olan süreci kapsar.
- Özellikle Gazi Umur Bey’in deniz seferleri ve Ege tarihi hakkındaki birinci elden bilgilerle tarihçiler arasında benzersiz bir kaynak olarak kabul edilir.
Kent Arşivi’nden tarihçi Selin Ezel Çakar, eserin Aydınoğulları Beyliği ve Gazi Umur Bey’in deniz seferlerine ilişkin kayıtlarıyla Ege’nin yüzyıllar önceki siyasi ve denizcilik tarihinin önemli yazılı tanıklarından biri olduğunu belirtti. Bu nadide eser, Ege'nin geçmişine ışık tutan en değerli belgelerden biri olarak sergideki yerini alıyor.
Aristoteles'in Beş Asırlık Eserleri ve Kâtip Çelebi'nin Haritaları
Koleksiyonun en eski basılı eserlerinden biri olan Aristoteles’in Toplu Eserleri, 1531 yılında Basel’de basılmış yaklaşık beş asırlık bir çalışmadır ve bugün İzmir Milli Kütüphane koleksiyonunda titizlikle korunmaktadır. Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nden Onur Eryeşil, eserin önemini şu sözlerle açıkladı: “1531 basımlı bu eser, Aristoteles’in bilinen tüm eserlerini barındırıyor. Basel kentinde basılmış olması ve editörlüğünü ünlü hümanist düşünür Rotterdamlı Erasmus’un yapması eseri daha da değerli kılıyor.” Eryeşil, kitabın giriş bölümünün Latince, metinlerinin ise Eski Yunanca olduğunu ve içerisinde MS 3. yüzyılda yaşamış Diogenes Laertios’un Aristoteles’in yaşamını anlatan metninin de bulunduğunu ekledi. Bu eser, 16. yüzyılın entelektüel ruhunu yansıtması açısından büyük bir kültürel miras niteliği taşıyor.
Osmanlı bilim ve düşünce tarihinin önemli isimlerinden Kâtip Çelebi’nin Cihannümâ’sı da sergideki dikkat çeken eserler arasında yer alıyor. Eser, coğrafyayı sadece sınırlar ve yer şekilleri üzerinden anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda ele aldığı bölgelerde yaşayan toplumlara ilişkin gözlemlerini de yüzyıllar sonrasına taşıyor. Kent Arşivi ve Müzesi arşiv biriminde görev yapan Akın Onur Bazkara, Kâtip Çelebi’nin Cihannümâ’yı 1648 yılında yazmaya başladığını ve 1657’deki ölümüne kadar eser üzerinde çalıştığını belirtti. Bazkara, “Eserde gösterdiği sınır, coğrafi bölge ve yer şekilleri gibi fiziksel bilgilerin yanı sıra, konu neresiyse o bölgenin halkı hakkında sosyoekonomik çıkarımlar yapması onu özel kılıyor. Haritalarda Çeşme, Foça ve İzmir merkezini detaylı bir şekilde görebiliyoruz. Ayrıca İzmir nüfusu ve Çeşme hakkında kısa bilgiler de sunuluyor” dedi.
Girit'ten Kurtarılan Kur'an-ı Kerimler ve Koruma Çalışmaları
Sergide yer alan beş farklı Kur’an-ı Kerim nüshasından birinin hikayesi ise Girit’ten İzmir’e uzanıyor. 1945 yılında İzmir Milli Kütüphane’ye bağışlanan bu eser, bağışçının beyanı üzerine eklenen nota göre, 1922’de Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından Girit’in Kandiye şehrinde çıkan karışıklıklarda yok olmak üzereyken Latifzade Ahmet Esat Bey tarafından kurtarılarak İzmir’e getirilmiş. Bu eser, kurtarılma hikayesiyle de serginin duygusal derinliğini artıran önemli parçalardan biri.
Sergilenen Kur’an-ı Kerim nüshaları, ait oldukları dönemin hat, tezhip ve kitap sanatının inceliklerini yansıtan bezemeleriyle dikkat çekiyor. Nüshaların genel olarak 17. ve 18. yüzyıllarda yazıldığını belirten Akın Onur Bazkara, “Sureler bittikten sonra ayrı bir süsleme yapılıp yeni bir sureye geçilmiş. Serlevha dediğimiz bölümler ve eserin sınırlarını belirleyen cetvel kısımlarının tamamı 24 ayar altınla kaplanmış. Süslemelerin hepsi renkli ve altın içeriyor” ifadelerini kullandı. Nadir eserlerin gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için İzmir Milli Kütüphane’de özel depolarda muhafaza edildiğini belirten Bazkara, depolarda nem seviyesinin iklimlendirme cihazlarıyla kontrol edildiğini, böylece eserlerin yıpranmasının ve biyolojik etkenlerden zarar görmesinin önüne geçildiğini söyledi. Bu titiz koruma çalışmaları sayesinde, bu paha biçilmez kültürel miras gelecek nesillere güvenle aktarılmaya devam edecek.










