Deniz bilimleri alanında önemli çalışmalara imza atan akademisyen Prof. Dr. Mustafa Sarı, Fransa'nın Marsilya şehrinde bulunan Calanques Milli Parkı'nda gerçekleştirdiği dalışın ardından edindiği tecrübeleri ve gözlemleri paylaştı. Sarı, hem karasal hem de denizel bölgeleri kapsayan yaklaşık 520 kilometrekarelik bu milli parkın, deniz ekosistemini koruma adına sergilediği uygulamalarla tüm dünyaya örnek teşkil ettiğini vurguladı. Bu başarılı koruma modelinin, Türkiye'nin dört bir yanındaki eşsiz deniz alanları için de ilham kaynağı olması gerektiğini dile getirdi.

Calanques Milli Parkı'nda Deniz Yaşamı ve Koruma Uygulamaları

Prof. Dr. Sarı, dalışını Calanques Milli Parkı'nın denizel bölgesindeki önemli noktalardan biri olan Tiboulen Adası civarında gerçekleştirdi. Bu koruma bölgesinde olta balıkçılığı dahil birçok insan faaliyetinin yasaklandığını belirten Sarı, teknelerin deniz tabanına zarar veren büyük beton bloklar yerine, özel olarak tasarlanmış vidalı şamandıra sistemlerine bağlandığını gözlemledi. Bölgedeki balıkların dalgıçlarla birlikte yüzmeye alışkın olduğunu ifade eden Sarı, dalışı sırasında çipura, karagöz, sarpa ve levrek gibi türlerin yanı sıra müren, orfoz ve çok sayıda ahtapot sürüsüyle karşılaştığını aktardı.

Bu durum, etkili koruma politikalarının deniz yaşamı üzerindeki olumlu etkisini açıkça ortaya koyuyor. Parkın yönetimi, deniz ekosisteminin hassas dengesini korumak için bilimsel verilere dayalı ve sürdürülebilir yöntemler kullanıyor. Bu sayede, hem biyoçeşitlilik korunuyor hem de deniz canlılarının insan varlığına karşı duyduğu tedirginlik azalıyor.

Deniz Çayırları İçin Akıllı Şamandıra Sisteminin Önemi

Prof. Dr. Sarı, Calanques Milli Parkı'nın en değerli deniz çayırı türlerinden biri olan Posidonia oceanica'nın korunması için büyük çaba ve kaynak harcandığına dikkat çekti. Kıyısal alanlardaki kirliliğin yanı sıra tekne çapalarının da deniz ekosistemi için ciddi tehdit oluşturduğunu belirten Sarı, bu tehdidi minimize etmek amacıyla yaklaşık beş yıl önce devreye alınan akıllı şamandıra sisteminin önemini vurguladı. Bu sistemde şamandıralar, deniz tabanına vidalı kazıklarla sabitleniyor. Böylece, geleneksel büyük beton blokların deniz tabanında oluşturabileceği tahribatın önüne geçilmiş oluyor. Bu yenilikçi yaklaşım, deniz çayırlarının sağlıklı bir şekilde büyümesini ve deniz yaşamına ev sahipliği yapmasını sağlıyor.

Sarı, dalış sırasında 2016 yılına kadar bölgede görüldüğü belirtilen Pinna nobilis türüne ait bir kabuğa rastlamadıklarını, ancak Pinna rudis türüne ait küçük ve boş bir kabuk bulduklarını, fotoğrafını çektikten sonra doğal ortamına geri bıraktıklarını da sözlerine ekledi. Bu gözlem, bazı türlerin popülasyonlarında yaşanan değişimlere işaret edebilir ve denizdeki biyoçeşitlilik takibinin önemini bir kez daha ortaya koyar.

Türkiye'nin Deniz Zenginlikleri Koruma Bekliyor

Prof. Dr. Mustafa Sarı, Türkiye'nin Ege, Akdeniz, Marmara ve Karadeniz'de, Marsilya'daki örnek kadar olmasa da benzer ölçüde zengin ve çeşitli deniz ekosistemlerine sahip olduğunu vurguladı. Bu değerli alanların bir an önce koruma statüsüne kavuşturulması gerektiğinin altını çizdi. Sarı'ya göre, deniz koruma alanları sadece doğal yaşamı muhafaza etmekle kalmayacak, aynı zamanda balık popülasyonlarının artmasına ve sürdürülebilir balıkçılığın desteklenmesine de önemli katkılar sunacaktır. Korunan bölgelerde çoğalan balıkların çevre bölgelere yayılarak balıkçılara da ekonomik fayda sağlayabileceğine işaret etti.

COP31 Süreci ve Denizlerin Geleceği

Prof. Dr. Sarı, paylaşımında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı (COP31) sürecinin denizlerin korunması için kritik bir fırsat olabileceğini belirtti. Türkiye'nin bu süreçte denizlerdeki doğal zenginliğini korumaya yönelik adımları hızlandırması ve uluslararası arenada bu konudaki liderliğini sergilemesi gerektiğini savundu. Denizlerimizin geleceği için acil ve kararlı adımlar atılması, hem ekolojik dengenin korunması hem de gelecek nesillere temiz ve zengin denizlerin bırakılması açısından büyük önem taşıyor.