Son dönemde Avrupa ve Türkiye'de yaşanan orman yangınları, iklim değişikliğinin hızlanan etkileriyle birlikte işletmeler ve kritik altyapılar için yeni bir risk tablosunu gözler önüne serdi. Artan sıcaklıklar, uzun süreli kuraklık dönemleri ve değişen yangın koşulları, bu felaketlerin etkisini genişleterek şirketlerin risk yönetimi ve iş sürekliliği planlarını acilen gözden geçirmesini zorunlu kılıyor. Bu durum, yangın riskinin sadece çevresel bir olay olmaktan çıkıp, işletmelerin karşı karşıya kaldığı stratejik bir tehdit haline geldiğini gösteriyor.

Yangınların İşletmeler Üzerindeki Çok Yönlü Etkileri

Orman yangınlarının işletmeler üzerindeki etkisi, sadece tesis veya varlıkların doğrudan zarar görmesiyle sınırlı kalmıyor. Yangınlar nedeniyle alınan tahliye kararları, yoğun dumanın operasyonları engellemesi, bölgeye erişim kısıtlamaları ve artan güvenlik önlemleri gibi faktörler, faaliyetlerin geçici olarak durmasına neden olabiliyor. Bu tür kesintiler, fiziksel hasarın sınırlı olduğu durumlarda dahi şirketler için ciddi maliyetler ve gelir kayıpları anlamına geliyor. Tesislerin kapanması, çalışanların güvenli bölgelere tahliye edilmesi ve tedarik zincirlerinde meydana gelen aksaklıklar, işletmelerin ekonomik istikrarını doğrudan tehdit ediyor.

Güney Avrupa'da yaşanan son gelişmeler de bu tabloyu destekler nitelikte. Yunanistan'da geçtiğimiz yıllarda meydana gelen büyük orman yangınlarında bazı oteller ve küçük ölçekli işletmeler önemli zararlar görürken, sanayi tesislerinin özel sanayi bölgelerinde konumlanması sayesinde sanayi sektörünün yangınlardan nispeten daha az etkilendiği belirtiliyor. Ancak bu durum, yangınların her sektör için farklı ancak potansiyel olarak yıkıcı etkiler yaratabileceğini gösteriyor.

Büyüyen Sigorta Açığı ve Finansal Riskler

Orman yangınlarının toplam ekonomik maliyetini kesin olarak belirlemek henüz erken olsa da, mevcut veriler Avrupa'da sigorta koruması ile gerçek ekonomik kayıplar arasındaki farkın giderek açıldığını ortaya koyuyor. Örneğin, İspanya'da 2025 orman yangını sezonunda yaklaşık 5 milyar Euro ekonomik zarar oluştuğu, ancak bu zararın 1 milyar Euro'dan daha az bir kısmının sigorta kapsamında karşılandığı ifade ediliyor. Bu durum, şirketlerin sadece sigorta yaptırmakla kalmayıp, risk transferinin yanı sıra dayanıklılık, iklim uyumu ve iş sürekliliği yatırımlarına da ağırlık vermesi gerektiğini gösteriyor.

Hazırlıklı Şirketler Avantaj Sağlıyor

Risk yönetimi uzmanları, güçlü acil durum planlarına, iş sürekliliği prosedürlerine ve yangın öncesi önleyici uygulamalara sahip kuruluşların, afet sonrası faaliyetlerini sürdürme ve kayıplarını minimize etme konusunda önemli avantajlar elde ettiğini vurguluyor. Bu tür şirketler, olası bir yangın durumunda hem operasyonel kesintileri hem de finansal kayıpları azaltma potansiyeline sahip oluyor. Sigorta sektörü de değişen risk ortamına uyum sağlamak amacıyla çalışmalarını genişletiyor:

  • Uydu görüntüleri ve ayrıntılı risk verileri kullanılıyor.
  • Gelişmiş doğal afet modellemeleri ile orman yangını riski daha kapsamlı değerlendiriliyor.

Risk yönetimi altyapısını güçlendiren, varlıklarının dayanıklılığını artıran ve afetlere hazırlık seviyesini net bir şekilde ortaya koyabilen şirketler, sigorta piyasasında daha uygun koşullarla karşılaşabiliyor.

Orman Yangınları Artık Stratejik Bir İş Riski

Marsh Risk Türkiye CEO'su Yeşim Aksüt, orman yangınlarının artık sadece mevsimsel bir sabit kıymet riski olarak görülmemesi gerektiğini belirtiyor. Aksüt, Avrupa ve Türkiye'de yaşanan yangınların etkisinin operasyonlardan tedarik zincirlerine, altyapıdan uzun vadeli iş sürekliliğine kadar geniş bir alana yayıldığını ifade ederek, "Giderek operasyonlar, tedarik zincirleri, altyapı ve uzun vadeli dayanıklılık üzerinde etkileri olan stratejik bir iş riski haline geliyor" değerlendirmesinde bulundu.

Aksüt, hazırlıklı olmanın şirketler açısından büyük bir fark yarattığını vurgulayarak, iklim analizleri, detaylı risk değerlendirmeleri, iş sürekliliği planları, bitki örtüsü yönetimi ve uyum önlemlerine yatırım yapan kuruluşların hem operasyonel kesintileri hem de finansal kayıpları azaltma konusunda önemli bir avantaj sağladığını dile getirdi. Ayrıca, sigorta şirketlerinin de risk kalitesini daha detaylı bir şekilde değerlendirdiğini ve güçlü risk yönetiminin sadece fiyatlandırmayı değil, aynı zamanda teminat şartlarını ve sigorta kapasitesini de doğrudan etkilediğine dikkat çekti. Bu bağlamda, şirketlerin proaktif bir yaklaşımla risklerini yönetmesi, gelecekteki olası felaketlere karşı dirençlerini artırmanın anahtarı konumunda bulunuyor.