11 Temmuz Dünya Nüfus Günü dolayısıyla Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Birleşmiş Milletler'in (BM) 2025 yılına ilişkin nüfus tahminlerini kamuoyuyla paylaştı. Bu özel gün, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından 1989 yılında, dünya nüfusunun 5 milyara ulaştığı 11 Temmuz 1987 tarihine atıfla belirlenmiş ve her yıl nüfus ile kalkınma konularına dikkat çekmek amacıyla çeşitli farkındalık çalışmaları yürütülmektedir. Açıklanan güncel verilere göre, Türkiye'nin demografik yapısı, dünya ve Avrupa Birliği (AB) ortalamalarıyla karşılaştırıldığında dikkat çekici sonuçlar ortaya koymaktadır.

Türkiye, Dünya Nüfusunda 18. Sırada

Birleşmiş Milletler'in 2025 yılı ortası tahminlerine göre, dünya nüfusu 8 milyar 231 milyon 613 bin 70 kişiye ulaşmıştır. Nüfus büyüklüğü açısından lider ülkeler sırasıyla 1 milyar 463 milyon 865 bin 525 kişi ile Hindistan, 1 milyar 416 milyon 96 bin 94 kişi ile Çin ve 347 milyon 275 bin 808 kişi ile ABD olmuştur. Bu üç ülke, dünya toplam nüfusunun yaklaşık yüzde 39,2'sini oluşturmaktadır. Türkiye ise 86 milyon 92 bin 168 kişilik nüfusuyla, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 1'ini temsil ederek 194 ülke arasında 18. sırada kendine yer bulmuştur. Bu sıralama, Türkiye'nin küresel ölçekteki demografik ağırlığını gözler önüne sermektedir.

Yaşam Süresi ve Nüfus Yapısı: Türkiye Dünya Ortalamasının Üzerinde

BM tahminlerine göre, 2025 yılında dünya genelinde doğuşta beklenen yaşam süresi ortalama 73,5 yıl olarak hesaplanmıştır. Bu süre erkeklerde 70,9 yıl, kadınlarda ise 76,2 yıl olarak belirlenmiştir. Türkiye'de ise bu oranlar dünya ortalamasının üzerine çıkmıştır. Türkiye'de erkekler için doğuşta beklenen yaşam süresi 75,5 yıl, kadınlar için ise 80,7 yıl olarak tahmin edilmektedir. Bu durum, Türkiye'deki yaşam kalitesi ve sağlık hizmetleri açısından olumlu bir gösterge olarak değerlendirilmektedir. Erkeklerde en uzun yaşam süresi 84,7 yıl ile Monako'da, kadınlarda ise 88,7 yıl ile yine Monako'da kaydedilmiştir.

Çocuk ve Genç Nüfus Oranları

  • Çocuk Nüfus (0-17 yaş): Dünya genelinde çocuk nüfusun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 29,3 iken, Türkiye'de bu oran yüzde 24,8 ile dünya ortalamasının altında kalmıştır. Ancak Türkiye'nin çocuk nüfus oranı, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamından daha yüksek bir seviyede gerçekleşmiştir. En yüksek çocuk nüfus oranına sahip ülkeler Orta Afrika Cumhuriyeti (%56,2), Nijer (%53,3) ve Somali (%53,0) olarak sıralanırken, en düşük oranlar Güney Kore (%12,9), Japonya (%14,0) ve Singapur (%14,4) gibi ülkelerde görülmüştür.
  • Genç Nüfus (15-24 yaş): Dünya genelinde genç nüfusun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 15,6 olarak belirlenmiştir. Türkiye'de bu oran yüzde 14,8 ile dünya ortalamasının gerisinde kalmıştır. Yine de Türkiye, AB ülkelerinin tamamından daha yüksek bir genç nüfus oranına sahiptir. En yüksek genç nüfus oranına sahip ülke yüzde 23,3 ile Güney Sudan iken, en düşük oran yüzde 8,8 ile Monako'da kaydedilmiştir.

Yaşlı Nüfus ve Doğurganlık Hızı

65 yaş ve üzeri nüfusun toplam nüfus içindeki payı dünya genelinde yüzde 10,4 olarak hesaplanmıştır. Türkiye'de yaşlı nüfus oranı yüzde 11,1 ile dünya ortalamasının üzerine çıkmıştır. Ancak bu oran, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamının gerisinde kalmaktadır. Yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 36 ile Monako olup, Japonya yüzde 30 ile ikinci sırada yer almaktadır.

2025 yılı tahminlerine göre dünya genelinde toplam doğurganlık hızı kadın başına 2,24 çocuk olarak hesaplanırken, Türkiye'de bu oran 1,42 çocuk olarak gerçekleşmiştir. En yüksek doğurganlık hızına sahip ülke kadın başına 5,94 çocuk ile Çad olurken, en düşük oran 0,75 çocuk ile Güney Kore'de görülmüştür. AB ülkeleri arasında en yüksek doğurganlık hızı ise 1,74 çocuk ile Bulgaristan'da kaydedilmiştir.

TÜİK verileri, Türkiye'nin Avrupa ülkelerine kıyasla daha genç bir nüfus yapısına sahip olduğunu göstermekle birlikte, doğurganlık hızının dünya ortalamasının altına düşmesi ve yaşlı nüfus oranının dünya ortalamasını aşması gibi faktörler, Türkiye'de demografik dönüşümün hız kazandığına işaret etmektedir. Bu veriler, gelecekteki sosyal, ekonomik ve sağlık politikalarının belirlenmesinde önemli bir yol gösterici niteliğindedir.