Türkiye genelinde genişleyen maden sahaları, Giresun başta olmak üzere birçok ilde tartışma yaratırken asıl mesele “çıkarılsın mı, çıkarılmasın mı” değil; “nasıl çıkarılsın” sorusu olarak öne çıkıyor


Türkiye son yıllarda maden sahaları, ruhsat alanları ve yeni ihale süreçleriyle yoğun bir tartışmanın içinde. Özellikle Giresun’da dillendirilen “yüzde 80-85’i maden sahası ilan edildi” iddiaları, toplumda ciddi bir tedirginlik oluşturmuş durumda. Peki gerçekten paranoyak mı olduk, yoksa bir şeyler gerçekten değişiyor mu?


Gerçek şu: Türkiye’nin birçok ilinde maden arama ve işletme ruhsatları genişliyor. Giresun başta olmak üzere Artvin, Ordu, Trabzon, Erzincan, Tunceli, Kazdağları çevresi (Balıkesir-Çanakkale hattı), İç Anadolu’da bazı bölgeler ve Ege’nin belirli alanlarında maden faaliyetleri yoğunlaşmış durumda.


Giresun özelinde bakıldığında bölgede öne çıkan madenler şunlar:

  • Altın (özellikle Şebinkarahisar ve çevresi)
  • Bakır ve çinko
  • Kurşun
  • Demir
  • Endüstriyel mineraller

Karadeniz hattı genelinde ise altın ve bakır madenciliği ön plana çıkarken, İç Anadolu’da bor ve kömür, Doğu Anadolu’da krom ve bakır, Ege’de ise altın ve mermer faaliyetleri dikkat çekiyor.

Ancak mesele sadece “maden var mı, yok mu” tartışması değil. Asıl kırılma noktası burada başlıyor.

Çünkü maden yerin altındadır. Çıkartılmadan ekonomiye bir katkı sağlamaz. Bu da bir gerçek. Ama diğer gerçek ise şu: kontrolsüz ve plansız çıkarılan maden, doğaya telafisi zor zararlar verir.

Tam da bu noktada toplum ikiye bölünüyor:

Bir kesim “maden çıkarılmalı, ülke kalkınmalı” diyor.

Diğer kesim “doğa yok olursa kalkınmanın anlamı kalmaz” diye karşı çıkıyor.

Aslında bu iki görüş de haklı.

Sorun, bu iki görüşü karşı karşıya getiren sistemde.

Bugün sahada yaşanan en büyük gerilim, üçlü bir sıkışmayı ortaya koyuyor:

  • Devlet: Ruhsat veriyor, ekonomik büyümeyi hedefliyor
  • Şirketler: Kâr odaklı hareket ediyor
  • Halk: Yaşam alanını korumaya çalışıyor

Ve arada kalan bir başka güç: kolluk kuvvetleri.

İşte asıl kriz burada başlıyor.

Bazı medya kuruluşlarının bu süreci ya tamamen “rant” ya da tamamen “ihanet” diliyle sunması, meseleyi daha da keskinleştiriyor. Oysa gerçek bu kadar siyah-beyaz değil.

Mesele şu soruda düğümleniyor:

“Maden çıkarılsın mı, çıkarılmasın mı?”

Hayır.

Asıl soru şu olmalı:

“Maden doğaya en az zarar verecek şekilde nasıl çıkarılır?”

Çözüm de burada saklı.

  • Denetim mekanizmaları bağımsız ve şeffaf olmalı
  • Yerel halk sürece dahil edilmeli
  • Bölge insanına istihdam önceliği verilmeli
  • Rehabilitasyon (doğayı geri kazanma) zorunlu ve sıkı takip edilmeli
  • Şirketler sadece kazanç değil, sosyal sorumluluk üretmeli

Bugün Giresun’da, Artvin’de ya da Türkiye’nin başka bir noktasında yaşanan tartışmaların temelinde güvensizlik yatıyor.

Halk şunu soruyor:

“Bu iş bizim için mi, yoksa birileri için mi yapılıyor?”

Eğer bu soruya net ve şeffaf bir cevap verilmezse, tartışmalar daha da büyüyecek.

Son söz şu:

Ne körü körüne karşı çıkmak çözüm…

Ne de sorgusuz sualsiz kabul etmek…

Bu ülkenin yer altı zenginlikleri de bizim, üstündeki doğası da…

Asıl mesele, bu dengeyi kurabilmek.



giresun, maden, altın, çevre, türkiye