İki gündür Giresun’un Yağlıdere ilçesindeyim. Doğduğum topraklar, çocukluğumun izleri, hatıraların en saf hali… Her gelişimde içimde bir heyecan olur. Ama bu kez o heyecanın üzerine düşünceler çöktü.
Cuma günü Yağlıdere Pazarı vardı. Sabahın erken saatlerinden itibaren köylerden insanlar akın akın ilçeye indi. Kimi alışveriş için, kimi bir tanıdığını görmek için, kimi de sadece “orada olmak” için… Pazarda bir hareketlilik, bir canlılık vardı. Tezgâhlar dolu, sokaklar kalabalık… Cuma namazının ardından ise o kalabalık yavaş yavaş dağıldı. Herkes geldiği yere, köyüne, hayatına geri döndü.
Ama asıl mesele pazardaki kalabalık değil…
Asıl mesele, o kalabalığın içindeki yalnızlık.
Bizler yıllarca “gurbet” dediğimiz şehirlerde yaşadık. Ama artık o gurbet dediğimiz yerler hayatımızın merkezi oldu. Buna rağmen, doğduğumuz topraklara her gelişimizde içimizde hâlâ bir aidiyet duygusu var. Bir sıcaklık beklentisi, bir samimiyet umudu…
Fakat bu gelişimde farklı bir tabloyla karşılaştım.
İnsanların yüzünde bir memnuniyetsizlik hâkim. Selam veriyorsun, karşılık yok. Göz göze geliyorsun, bir tebessüm yok. Sanki herkes kendi içine kapanmış, kendi derdine gömülmüş gibi. Elbette herkesi aynı kefeye koymak haksızlık olur. Ama çoğunluk için bu tabloyu görmezden gelmek de mümkün değil.
Peki ne değişti?
Eskiden köyde, ilçede bir sıcaklık vardı. İnsanlar birbirini tanımasa bile selam verirdi. Bir çay ikramı, bir hal hatır sorma, bir samimiyet… Şimdi ise kalabalık var ama iletişim yok. İnsan var ama temas yok.
Belki hayat zorlaştı…
Belki geçim derdi insanları yordu…
Belki de şehirleşmenin getirdiği o mesafe, artık en küçük ilçelere kadar sirayet etti…
Ama mesele sadece insan ilişkileri de değil.
Kendi köyüme çıktım… Yolları gördüm. Açık konuşmak gerekirse, içim burkuldu. Yıllar önce yapılan yollar, o günden bu yana neredeyse aynı durumda. Ne ciddi bir bakım var ne de gözle görülür bir yenileme… Yağmur yağıyor, çamur oluyor. Kış geliyor, çile başlıyor. Yazın toz, kışın çamur…
Aradan geçen onca zamana rağmen, bu yolların hâlâ ilk günkü haliyle kalması düşündürücü. Hizmet dediğimiz şey sadece yapmakla bitmiyor, devamını getirmekle anlam kazanıyor. Ama görünen o ki, bu noktada ciddi bir eksiklik var.
İnsanların yüzündeki memnuniyetsizlik belki de biraz da buradan geliyor.
Altyapı eksikliği, hizmet yetersizliği, ilgisizlik…
Çünkü insan yaşadığı yerden memnun değilse, o mutsuzluk yüzüne de yansır.
Biz gurbetten geldiğimizde hâlâ eskiyi arıyoruz. Bir selam, bir gülümseme, bir “hoş geldin”… Çünkü biz bu toprakları böyle hatırlıyoruz.
Ama şimdi hem insan ilişkilerinde hem de hizmet noktasında bir eksilme hissediliyor.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Sadece yollar mı bozuk…
Yoksa gönüller mi?
Giresun güzel… Yağlıdere güzel…
Ama hem yüzlerdeki tebessüm hem de yollar biraz bakım istiyor.
Belki de en büyük ihtiyaç tam olarak bu…






