İki gündür Giresun’un Yağlıdere ilçesindeyim. Doğduğum topraklar, çocukluğumun izleri, hatıraların en saf hali… Her gelişimde içimde bir heyecan olur. Ama bu kez o heyecanın üzerine düşünceler çöktü. Cuma günü Yağlıdere Pazarı vardı.
Sabahın erken saatlerinden itibaren köylerden insanlar akın akın ilçeye indi. Kimi alışveriş için, kimi bir tanıdığını görmek için, kimi de sadece “orada olmak” için… Pazarda bir hareketlilik, bir canlılık vardı.
Tezgâhlar dolu, sokaklar kalabalık… Cuma namazının ardından ise o kalabalık yavaş yavaş dağıldı. Herkes geldiği yere, köyüne, hayatına geri döndü. Ama asıl mesele pazardaki kalabalık değil… Asıl mesele, o kalabalığın içindeki yalnızlık.
Bizler yıllarca “gurbet” dediğimiz şehirlerde yaşadık. Ama artık o gurbet dediğimiz yerler hayatımızın merkezi oldu. Buna rağmen, doğduğumuz topraklara her gelişimizde içimizde hâlâ bir aidiyet duygusu var.
Bir sıcaklık beklentisi, bir samimiyet umudu… Fakat bu gelişimde farklı bir tabloyla karşılaştım. İnsanların yüzünde bir memnuniyetsizlik hâkim. Selam veriyorsun, karşılık yok. Göz göze geliyorsun, bir tebessüm yok.